“Yaptığımız Belgeseli Yayınlamak İçin Para Veriyoruz”

“Haberci” programı ile farklı coğrafyaları tanımamızı sağlayan dünyaca ünlü savaş fotoğrafçısı Coşkun Aral, çektiği belgeseller ve fotoğraf kareleri ile bizleri hikâyelerine ortak ediyor. Kimsenin gitmeye cesaret edemediği bölgelere gidip belki de hiç duymadığımız yerleri bize tanıtarak çok önemli bir misyon üstleniyor. Uzun yıllardır gezgin ruhu ile katettiği an’ları ilk günkü heyecanla aktaran Coşkun Aral için “zamanın tanığı” demek sanırım yanlış olmaz.

Usta belgeselci, haber fotoğrafçısı ve gazeteci Coşkun Aral, CRI TÜRK FM’de Tuğçe Akkaş’ın konuğu oldu. CRI Türk Özel’de belgesellerinden anekdotlar paylaşan Aral, meslek yaşamının ilk gününden bugüne kadarki çalışmalarına yönelik de detaylı açıklamalarda bulundu.

UÇAK KORSANLARI İLE RÖPORTAJ YAPAN İLK GAZETECİ

1974 yılında gazeteciliğe başladığını söyleyen Coşkun Aral, bu tarihten iki yıl önce Siirt’te yayınlanan bir yerel gazetede muhabirlik yaptığını belirtti. 1 Mayıs 1977’de yaşanan olayların ardından Savaş Ay’ın ve kendi çalışmalarının yurt dışında yayınlanma imkânı bulduğunu ifade eden usta belgeselci, bu süre içinde tanıştığı ve hayran olduğu Gökşin Sipahioğlu’nun ajansı ile Türkiye boyutunda muhabirlik ilişkisini başlattığını aktardı.

Coşkun Aral, 1977’den 1980 yılına kadar Gökşin Sipahioğlu’nun sahip olduğu Sipa Press ajansının Türkiye muhabirliği görevinde bulunduğunu ve 14 Ekim 1980’de kaçırılan bir uçakta dünyada ilk kez hava korsanlarıyla röportaj yapan kişi olması nedeniyle de Paris’te yaşamaya başladığını dile getirdi.

Dünyanın neredeyse dörttü üçünü gezdiğinin altını çizen Aral “Bunu yaparken kendime gerekçeler bulmazdım ne yerim, nerede kalırım diye hiçbir şeyi dert etmedim.Tabii tüm bunları yaparken maddi imkân sınırlamalarını ben de yaşadım ve kendi ülkemde bile otostopla dolaştığım oldu” diye konuştu.

Foto muhabirliğinin 2003 yılına dek Sipa Press bünyesinde devam ettiğini vurgulayan Aral “2003’te Türkiye’ye dönmek zorunda kaldım, o dönem Savaş Ay çok popülerleşti. Türkiye’de ‘A Takımı’ programında onunla çalışmaya başladım. Bir sene sonra da kendim ‘Haberci’ programını gündeme getirip bir foto muhabirinin dünya güncesini ekranlara yansıttım o süre içinde de dünyayı dolaşmaya devam ettim” açıklamasında bulundu.

Günümüzde merak duygusunun köreldiğini de anımsatan Coşkun Aral, her şeyin çok hazır ve kolay ulaşılabilir olduğunu hiçbir şeyin sorgulanmadığını bildirdi.

“TÜRKİYE HOMOJEN BİR TOPLUM DEĞİL”

Son yıllarda mültecileri anlatan fotoğraf projelerine ağırlık veren usta belgeselci, “Türkiye bu süreci iyi yönetebildi mi?” sorusuna şu yanıtı verdi:

“Türkiye yanlış bir başlangıçla girdi, mültecilik olayı insanlık tarihi kadar derin bir konu. Türkiye 1990’larda bunun benzerini yaşadı. Saddam Hüseyin’in kimyasal silah kullanmaya başlamasının ardından yüz binlerce Kuzey Iraklı Türkiye’ye göçtü. Bir iki yıl içinde o dönemin koşullarıyla ortak bir çaba içinde Birleşmiş Milletler ve ABD ile bu kadar etkisi olmadı ama şu anda ülkemizde entegrasyonu biraz zor. Yanlış başlayıp yanlış kararlarla ortaya konmuş bir mültecilik olayı var. Türkiye homojen bir toplum değil, entregrasyonu çok zor olan bir kültürel farklılık var. Biz hâla Avrupa’da yaşayan Türklerin orada nelerle karşılaştığını biliyoruz. Bu, Türkiye’nin tek başına altından kalkacağı bir sorun değil, dünyanın da elbirliği gerek ama dünyada da o paylaşımı göremiyoruz herkes kendi çıkarları için politika belirliyor.”

“YAPTIĞIMIZ BELGESELİ YAYINLAMAK İÇİN PARA VERİYORUZ”

Türkiye’nin belgesel alanında geldiği noktayı değerlendiren Aral, sponsor bulamadıklarını ve zorlandıklarını söyleyerek “Belgesel zaten bir ceza gibiydi. Şu anda bizim bizzat kurduğumuz, kuruluşunda yer aldığımız İZ TV kanalı onu içinde bulunduran platformla beraber bir başka ülkeye satıldı ama biz yayınlamak için para veriyoruz, bırakın destek  bulmayı. Yaptığımız belgesele harcadığımız bütçenin dışında bir de yayın parası vermek durumundayız. Bu da işte toplumun bilgiden kopması, algıların biraz daha salgılara endeksli programların ödüllendirildiği bir anlayıştan kaynaklanıyor ve bu konuda devlet de görevini yapmıyor.” dedi.

“ÇİN, BİLGİYE VE BİLGELİĞE EN ÇOK DEĞER VEREN ÜLKE”

Çin’e ilk 80’li yıllarda gittiğini aktaran Coşkun Aral,  Çin’in çok sevdiği bir ülke olduğunu ve şimdi inanılmaz bir fark bulunduğunu dile getirdi.

“Çin’de görmediğim çok az yer kaldı” diyen Aral şöyle devam etti:

“İlk yaptığım seyahatlerde sırt çantamla gittiğimde gördüğüm samimiyet kendileri gibi yüzü olmayan, dillerini bilmeyen bir insanın anlaşma isteğine karşı her zaman bir el uzatılıyordu bana. Çin’de aşçılık da yaptım ben, bazı yemekleri pişirmeyi bizzat lokantalarda yemek karşılığı çalışarak gördüm.”

“TÜRKİYE’DE BİR CHINA TOWN İSTERİM”

Çin’in bilgiye ve bilgeliğe en çok değer veren ülke olduğunun altını çizen usta belgeselci, sözlerini şöyle tamamladı:

“Çin, hayranı olduğum bir ülke. Türkiye ile Çin Halk Cumhuriyeti’nin öncelikle birbirini tanıması gerekiyor, bu da bence yemekle olacak bir şey. Ben Türkiye’de bir China Town isterim. Ben noodle dahil olmak üzere tüm yemekleri yapıyorum, tanımamız tanışmamız gerekiyor. Bizim toplumun biraz tutuculuğu var, gitsem ben ne yiyeceğim, diye. Bence bundan çıkmamız lazım. O yüzden China Town’da çok rahat o bağlantıları kurabiliriz.”

Röportaj: Tuğçe AKKAŞ

Paylaş