“Kemoterapi tedavisi sürecinde kantaron yağından çok korkarız”

4 Şubat Dünya Kanser Günü’nde CRI Türk Türkiye’de her hafta yayınlanan “Doktorla Randevu” programına konuk olan Memorial Antalya Onkoloji Merkezi Bölüm Başkanı ve Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Mustafa Özdoğan, kanser ve kemoterapiye ilişkin yanlış bilinenleri anlattı.

2000 yılı sonrası kanser tarihinde çok önemli değişimler olduğunu belirten Prof. Dr. Mustafa Özdoğan, “Modern teknolojiyle birlikte artık erken tanı koyabiliyoruz. Biz de artık gelişmiş ülkelerden sayılmalıyız. Eğitim düzeyi arttıkça kanser algısı daha da değişmeye başladı. Toplum farkındalığı olduğunda teknolojik dönüşüm de yeterliyse artık çok daha erken dönemde tanı koyabiliyoruz. Tedavilerde de çok önemli gelişmeler var. Dördüncü evre akciğer kanserinde 2000 yılı öncesi 5 yıllık yaşam yüzde 1 iken bugün yüzde 12-13’leri buldu. Eskiden hastamız geldiğinde boynumuz bükük dururdu, şimdi dik duruyoruz.” dedi.

Önceki yıllarda her üç kanser hastasından sadece birinin kurtarılabildiğini ancak şu anda nerdeyse her dört hastanın üçünün kurtulduğunu ifade eden Prof. Dr. Özdoğan, “Geçmişte her birey muhakkak kanserden bir yakınını kaybetmiştir. Bu nedenle toplumda baş edilemez bir hastalık algısı var. Ama bu hastalığın tedavisinin başarı oranı şu anda yüzde 95. Karaciğer sirozu da tehlikeli bir hastalık ama bu hastalıktan korkmuyoruz. Çünkü ölümcül olduğu algısı yok. Birebir karşılaşmadığımız için korkmuyoruz. Kanserle çok karşılaştığımız için korkuyoruz. Toplum korktuğu şeyi öğrenemez ve kaçar dolayısıyla bilinçlenemez.” açıklamasını yaptı.

KEMOTERAPİYE BAĞLI YAŞAM KAYIPLARI YÜZDE 0,5’İN ALTINDA

Toplumda kemoterapiyle ilgili de yanlış bir algı oluştuğuna dikkat çeken Prof. Dr. Özdoğan, kemoterapinin, tedavi başarısını yüzde 40’lardan yüzde 70-80’lere çıkardığını belirterek, şunları kaydetti:

“Bir hastam birkaç yıldır meme kanseri ve doktora gitmekten korkmuş. Neden? Çünkü ‘kemoterapi öldürür’ diye düşünüyor. Bu süreçte hastalığı ilerliyor. Şu durumda benim tedavim güçleşmiş oldu ama bu hastamız kemoterapi alacak ve yüzde 80 oranında fayda görecek. Kanser hastalık periyoduna baktığımızda yüzde 5 yaşam kaybı yaşanacaktır. Ne kadar tedavi uygulasak da görmeyi arzu etmediğimiz tablolar oluşacaktır. Eskiden meme kanseri kemoterapisinde mide bulantısı, kusma çok sık görülürdü. Şimdi bunlarla karşılaşmıyoruz. Diğer yandan uçak kazasında da insanlar hayatını kaybetmiyor mu? Ama uçağa binmeye devam ediyoruz. ‘Ya uçak düşerse, ölürsem’ diye düşünmüyoruz. Yani risk yaşamın her yerinde vardır. Kemoterapiye bağlı yaşam kayıplarımız yüzde 0,5’in altındadır.”

“HEKİM NEREDE DURACAĞINI BİLMELİ”

Kemoterapinin ölümlere sebep olmadığını sadece hekimin nerede duracağını bilmesi gerektiğini kaydeden Prof. Dr. Mustafa Özdoğan, “Abartılı kemoterapi başka bir konudur. Bizim konumuz bile olamaz. Nerede duracağınızı bilmeniz gerekiyor. Bazı hastalar sonuna kadar kemoterapi almak istiyor. Hasta arzu ediyor diye yaşamı kısaltıyorsunuz. Bunu uygulayan hekim de hatalı tedavi uygulamış olur.” diye konuştu.

“KANSER TEDAVİSİ EŞLİĞİNDE ALTERNATİF TIP ÖLDÜRÜR!”

Kanser tedavisi ile birlikte alternatif tıp uygulamalarının çok ciddi sakıncaları olduğunu söyleyen Prof. Dr. Mustafa Özdoğan, hasta yakınlarının hastaya çeşitli önerilerde bulunması sonucunda başka alternatiflere de yönelen hastanın bunu hekiminden saklamasının ciddi sorunlara yol açtığını belirterek şu ifadelere yer verdi:

“Hasta tedavi sürecinde yalnız kalmıyor ve çevresindekiler onlarca tedavi önerisinde bulunuyor. Kantaron yağı kullananlar oluyor. Kantaron yağı 200’e yakın ilaçla doğrudan etkileşime giren bir içerik. En çok korktuğumuz kantaron yağıdır. Kemoterapi etkisini azaltır, yan etkiyi artırır. Hastalara eşek sütleri, zerdaçallar vs. Bunlar tedavi sürecini sıkıntıya sokar. Hastalar bu gibi ürünleri kullandığı zaman bizden saklıyor. İşler kötüye gittiğinde ise biz problemin nereden kaynaklandığını çözmekte zorlanıyoruz. Hatta bazen ortaya çıkan kötü sonuçları biz bile yönetemeyebiliriz. Bu yüzden doktorlarına mutlaka danışmalılar.”

“SUÇLU DOMATES DEĞİL”

Sebze ve meyvelerde kimyasal madde olması nedeniyle toplumun bu besinlerden uzaklaştığına da vurgu yapan Prof. Dr. Mustafa Özdoğan, sözlerine şöyle devam etti:

“Domatesin içinde kimyasal olmasında bir sakınca bulmuyorum ama uluslararası standartlar içerisindeyse. Sadece kimyasal ya da sadece domates suçlu değil, kimyasalı kullanan da suçlu. Dozundan fazla kimyasal kullanırsan, kimyasalı kullanırken kendini korumazsan burada sen suçlusun demektir. Neden yurt dışına ihraç ettiğimiz ürünler geri dönüyor? Çünkü ölçülmüş. Biz neden düzenli ölçümler yapmıyoruz? Bir gıdayı suçlamamız doğru değil. Düzenli ölçümler yapılmalı. İnsanlar korkutulmamalı. İnsanlar korktuğu zaman sebze yemeyen toplum yaratmış oluyoruz. Böylelikle hamur işine kayıyor toplum. Daha sonra ise obezite ortaya çıkıyor. Gelecekte obezite sigaradan daha tehlikeli hale gelecek. Daha fazla kansere neden olacak. Biz domatesteki kimyasaldan kaçarken obezite ile birlikte kimyasal üreten bir fabrikaya dönüşmüş olacağız.”

Haber: Tülin Tonkuş

})(jQuery)