“Kanal İstanbul akıllara ziyan bir proje”

Uzun yıllardır Bant Mag Dergisi’nde yazan Hakan Dedeoğlu, ilk romanı “Bunu Biz İstedik İstanbul” ile edebiyat dünyasına merhaba dedi. “Bunu Biz İstedik İstanbul”da, İstanbul’u distopyalarla buluşturan ve romanı felaket senaryoları üzerine kurgulayan Dedeoğlu, CRI Türk Türkiye’de yayınlanan Pano’da Irmak Hekimoğlu’nun sorularını yanıtladı.

“KARAKTERLER FELAKETİN KENDİSİ DEĞİL FELAKETE TANIKLIK EDEN KARAKTERLER”

“Bunu Biz İstedik İstanbul”un nasıl ortaya çıktığını ve kitabın hazırlık sürecini aktaran Hakan Dedeoğlu, şöyle konuştu:

“Uzun yıllardır yazıyordum ama kendimi tam anlamıyla verememiştim. Çünkü iş hayatı, dergi, çok zaman alıyor. Sonra 2017 çıkışlı, Sadi Güran ile birlikte yaptığımız, grafik novella tadındaki Rumeli Kâbusu’nun ardından oldu.  Rumeli Kâbusu yayınlandıktan sonra uzun süredir kafamda dönüp duran İstanbul’un başına gelebilecek uçuk felaket senaryoları fikrini hayata geçirmeye karar verdim. Şehrin yıpranmışlığını, insanların birbirinden gittikçe uzaklaşmasını, insana, doğaya, canlıya şiddeti düşündükçe de kurgulamaya başladım. İki yıllık bir sürede yazdım kitabı…”  

Kitaptaki karakterlerin yaratım aşamasından söz eden Dedeoğlu, karakterleri yakın çevresinden sevdiği, sevmediği birçok insandan beslenerek oluşturduğunu belirtti. Dedeoğlu, kitaptaki karakterlerin felaketin kendisi değil felakete tanıklık eden karakterler olduğunu da sözlerine ekledi.

Hakan Dedeoğlu, kitabın bilim kurgu türüne yakınlığına ilişkin gelen yorumlara da değinerek “Aslında tam bilim kurgu mu bilemiyorum. Biraz polisiye, aksiyon da var. Karışık diyebiliriz.” dedi.

“KANAL İSTANBUL AKILLARA ZİYAN BİR PROJE”

“İstanbul’a neler yaptık?” sorusunu da yanıtlayan yazar, sözlerine “Neler yapmadık ki?” diyerek başladı.

Dedeoğlu, şunları kaydetti:

“Bu ne yazık ki hüzünlü ve gerçek bir hikâye… Neler yaptık değil aslında ‘Neler yapıyoruz ve yapacağız?’ soruları önemli… Mesela Kanal İstanbul projesi hâlihazırda buna bir örnek. Akıllara ziyan bir proje. Ben bir bilim insanı değilim fakat çevreye vereceği zararı anlamam için de bilim insanı olmama gerek yok. Bunun gibi örnekler bitmiyor. Sadece İstanbul’un çehresine verdiğimiz zarar değil insan olarak birbirimize verdiğimiz zarar, etrafımızdaki canlılara verdiğimiz zararın da ucu bucağı yok. Bu yeni bir şey de değil aslında… İstanbul ruhunu ne zaman kaybetti? Biz ne zaman şehirle bağımızı kopardık. Bilemiyorum. İkisi birbirine fazlasıyla bağlı bir durum. İnsanlar birbirinden kaçıyorlar. Örneğin, Kadıköy’de yaşayanlar hafta sonu Kadıköy’e dışarıdan gelenleri istemezler, sevmezler. İstanbul, her semtinde farklı bir kültür olan bir mozaik aslında… Bu çeşitliliğin insanları birbirine yakınlaştırması gerekirken ne yazık ki bizde durum öyle değil. Gittikçe uzaklaşıyoruz birbirimizden…  İstanbul’a verdiğimiz zarar kadar sokaklarda kol gezen şiddet, öfke de çok önemli bir konu.

Bir yandan da İstanbul’u hâlâ romantize edebiliyoruz. Martılar, Kızkulesi, boğaz, manzara, İstanbul’u anlatan tüm betimlemeleri kullanabiliyoruz fakat kendimizi kandırmaya da gerek yok. Şehir de biz de ruhumuzu kaybettik. ‘Bunu Biz İstedik İstanbul’da da bu konuların etrafında dolandım. Birtakım felaket senaryoları üzerinden İstanbul’un başına gelebilecekleri kurguladım.”  

Haber/ Röportaj: Irmak Hekimoğlu

})(jQuery)