Dikkat seviyemiz, akvaryum balığından daha düşük!

Yazar Berna Yalaz, CRI Türk Türkiye’de Tuğçe Akkaş’ın hazırlayıp sunduğu Manşet programına konuk oldu.

Berna Yalaz, Prof. Dr. Kemal Sayar birlikte kaleme aldığı “Ağ – Sanal Dünyada Gerçek Kalmak” adlı kitabı ışığında sanal dünya ve dijital bağımlılık konularına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Sanal dünyada yaşanılan “yalnızlık” konusuna değinerek sözlerine başlayan Yalaz, yalnızlığı modern dünyanın yeni bir salgını olarak nitelendirdi.

Sosyal medya ve sanal dünyanın yalnızlıkla doğrudan bir ilişkisinin olmadığını söyleyen yazar Berna Yalaz, yine de sanal dünyanın sosyal ilişkilere belirli bir etkisinin olduğunu anlattı.

“BİREY HEP TOPLUMUN ÜZERİNDE KONUMLANDIRILDI”

“Ağ – Sanal Dünyada Gerçek Kalmak” adlı kitapta Prof. Dr. Kemal Sayar ile birlikte sanal dünyanın birçok yönüne değinmeye çalıştıklarını dile getiren Yalaz, şunları kaydetti:

“Biz bu kitapta; sanal dünyanın, internetin, dijital devrimin hayatımıza getirdiği değişiklikler ve sosyal bağlara olan etkisi gibi konulara değindik. Yalnızlık da kitapta işlediğimiz bir konu ancak yalnızlık, dijital devrimle başlamadı. Hızlı kapitalizm, neoliberal politikalar aslında hep bir bireyselleşme üzerine kurgulanmıştı. Birey hep toplumun üzerinde konumlandırıldı. Bu nedenle yalnızlığı anlayabilmemiz için tarihsel olarak daha gerilere bakmak gerekli.”

Dijital çağ ile birlikte insanların yaşantısına giren yeni kavramları da detaylandıran yazar Berna Yalaz, “Dijital Yerliler”in dijital çağda doğan Z kuşağı insanlar, “Dijital Göçmenler”in ise teknolojiyi daha sonra içselleştiren X ve Y kuşağının bir kısmını kapsadığına işaret etti.

“EBEVEYNLER ÇOCUKLARI ANLAMALI, ONLARIN DÜNYASINA ORTAK OLMALI”

Lise ve üniversite öğrencilerinin “anlaşılmadıklarını” düşündüklerini ifade eden Berna Yalaz, aynı zamanda eleştirilmekten çok hoşlanmadıklarını da dile getirerek, “Ebeveynlerin çocuklarını anlaması, onların dünyasına girmesi ve ortak olması gerekli. Örneğin çocuğunun çok sevdiği bir bilgisayar oyunu varsa biraz vakit ayırıp onunla belki bir yarım saat oyun oynamalı.” diye konuştu.

Yalaz, kitapta yer bulan “nomofobi” kavramını ise, “Telefonsuz kalma korkusu.” olarak açıkladı ve insanların telefonsuz kaldıklarında endişe hissettiklerine dikkat çekti.

“DÜRTÜLERİMİZİ İYİ BİR ŞEKİLDE KONTROL ETMEMİZ GEREKİYOR”

Yazar Berna Yalaz, “Dijital Bağımlılık” ile baş edebilme konusunun çok kolay çözülebilecek bir konu olmadığını kaydederek, “Burada dürtülerimizi iyi bir şekilde kontrol etmemiz gerekiyor. Öte yandan öncelikle gerçekten bağımlı olup olmadığımızı anlamak gerekiyor.” ifadelerini kullandı.

“SOSYAL MEDYADA NE KADAR VAKİT GEÇİRİRSEK EVRENİMİZ O KADAR KÜÇÜLÜYOR”

“Sosyal medyada çok fazla vakit geçirdiğimiz zaman sürekli olarak bizimle aynı şekilde düşünen insanların fikirlerine maruz kalıyoruz, gitgide evrenimiz daralıyor ve daha da tek taraflı düşünmeye başlıyoruz.” diyen yazar Yalaz, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bu noktada farklı görüşlere açık olmuyoruz, taraflı bilgilere sahip oluyoruz ve bu çok rastlanılan bir durum haline geldi. Sosyal medyada ne kadar vakit geçirirsek evrenimiz o kadar küçülüyor. Sadece kendi sesimizi duyuyoruz. Bu durum bu nedenle ‘yankı odaları’ olarak adlandırılıyor. Sosyal medyada bıraktığımız ayak izleri, belirli bir profil oluşturuyor ve bu da algoritma aracılığıyla önümüzde sürekli olarak benzer şeylerin gelmesini sağlıyor.”

KAFAMIZDA YARATTIĞIMIZ İMGELERLE İLETİŞİM KURUYORUZ

Yüz yüze iletişimin yerini hiçbir şeyin tutmayacağını savunan Berna Yalaz, “Sanal dünyada ne kadar iletişim halinde olursak olalım, orada kurulan ilişkiler gerçek ortama taşınmadıkça tam bir ilişki olarak bile sayılmaz. Zaten bu ilişkilerin birçoğu da gerçek ortama taşındığında ya dağılıp gidiyor ya da büyük bir hayal kırıklığı ile karşılaşılıyor. Çünkü siz orada kafanızdaki imge ve karşınızdakinin kendini size sunduğu en ideal benlik durumu ile karşı karşıyasınız.” açıklamasını yaptı.

Yüz yüze iletişim kurmanın insanı besleyen bir süreç olduğu bilgisini paylaşan Yalaz, günümüz gençliği için vazgeçilmezler arasında yer alan bilgisayar oyunlarına da değindi.

“ÇOCUKLAR EMPATİ YETENEKLERİNİ GİTGİDE YİTİRİYORLAR”

Bilgisayar oyunlarının neredeyse hayatımızın ayrılmaz bir parçası haline geldiğini söyleyen Yazar Berna Yalaz, şöyle konuştu:

“Amerika Birleşik Devletleri’ndeki (ABD) oyun endüstrisi, film endüstrisini geçmiş durumda. Çok meşhur ve bilinen bir oyunun Ar-Ge bütçesi 100 milyon dolar seviyelerinde ve oyunun milyonlarca abonesi bulunuyor. Sadece oyuna karşı yapılan bağımlılık testini bile 250 bin kişi uygulamış.

Bilgisayar oyunlarının agresyonu artırdığı, dikkat dağınıklıklarına sebep olduğu bilinen bir gerçek ancak bu konu ile ilgili yapılan araştırmalarda ilişkisellik durumu çok net değil. Bir çocuk dikkat dağınıklığı bulunduğu için mi çok bilgisayar oyunu oynuyor, yoksa bilgisayarda çok vakit geçirdiği için mi dikkati dağılıyor? Bu durum tam olarak belli değil. Ancak agresyon konusunda şöyle bir şey var; eğer agresyona meyilli bir çocuk şiddet içeren bir bilgisayar oyunu oynarsa, bu durum onu olumsuz bir şekilde etkileyebiliyor. Gerçekten bazı bilgisayar oyunlarına baktığınızda, neredeyse bir savaş simülatörü gibi olduğunu görebiliyoruz. Öte yandan çocuklar, bu tarz oyunların etkisi sonucu empati yeteneklerini gitgide yitiriyorlar.”

DİKKAT SEVİYEMİZ, AKVARYUM BALIĞINDAN DAHA DÜŞÜK!

“Google etkisi” olarak nitelendirilen durum sonucu, artık birçok şeyi hafızamızda tutma gereği duymadığımızı belirten Berna Yalaz, “Bu çağda çok fazla uyarana maruz kalıyoruz ve her şey bizim kısa dönem belleğimizde kalıyor, uzun dönem belleğe aktarılamıyor. Bu nedenle bazı bilgileri gerektiğinde hatırlayamıyoruz. 2013 yılında 13 saniye olan insan dikkat süresi şu anda 8 saniyeye düşmüş durumda. Akvaryum balığının dikkat süresi ise 9 saniye.” bilgisini paylaştı.

“Dijital detoks” konusunu da değerlendiren Yalaz, sözlerine şunları ekledi:

“Detoks, arınma anlamına geliyor ve bunun da en önemli adımı sınırları çizmekten başlıyor. Bir teknolojinin orada olması, bütün vaktimizi ona vereceğimiz ya da bizi sosyal yaşamdan ayırabileceği anlamına gelmemeli. Tabii bu uygulaması çok kolay bir şey değil ancak birtakım pratik şeyler yapılabilir. Örneğin evimizde dijital teknolojinin olmadığı alanlar belirleyebiliriz ya da cep telefonumuzu sürekli yanımızda tutmayabiliriz.”

Yazar Berna Yalaz, “Sanal dünya bizleri içine çekmeden sınırlarımızı koymamız gerekiyor. Sonuçta bizler birer insanız ve insanların sosyal bağlara ihtiyacı var. Bu bağları zayıflatmak bizi daha iyi ve daha mutlu kılmayacaktır.” diyerek sözlerini noktaladı.

})(jQuery)